Bir müslümanın Tevrat’a/İncil’e bakış açısı nasıl olmalıdır?

Tevrat

İlkokul düzeyi din kültürü derslerinde öğretilen konulardan biri de 4 kutsal kitap olduğudur. Bunlar Tevrat, İncil, Zebur ve Kur’an’dır.

Aslında günümüzde Kur’an referanslı olmayan, dolayısıyla Allah’ın indirdiğinden farklı bir din yaşadığımız için, böylesine ufak bir bilgi de bile yanlışlık içindeyiz.

“Tevrat’ı biz indirdik. Onda bir hidâyet ve bir nur vardı. Allah’a teslim olmuş peygamberler Yahudiler arasında onunla hüküm verirlerdi…. ” (Maide 44)

Bakara 213’den bütün nebilere kitap indirildiğini ve Maide 44’e göre İsrailoğullarına giden Nebilerin Tevrat’la hüküm verdiğini görüyoruz. O halde bu iki ayetden Tevrat’ın tek bir kitap olmadığını, kitaplar bütünü olduğunu söyleyebiliriz. Musa AS’ın adı Kur’an’da 136 defa, Tevrat’da 118 defa geçmesine rağmen, Kur’an’ın hiç bir yerinde Musa ve Tevrat’ın yanyana kullanılmadığını görüyoruz, dolayısıyla “Musa’ya Tevrat indirildi” şeklinde ifadelere rastlamıyoruz.

Zaten Eski Ahit’te de (Musa AS’dan İsa AS’a kadar gelen vahiylerin bütünü) Musa’ya verilen kitabın adının Tevrat olduğuna dair bir bilgi bulunmamaktadır, yani Musa’nın kitabına Tevrat ismi daha sonra yahudiler tarafından verilmiştir.

Davut AS’ın Musa AS’dan çok sonra yaşadığını biliyoruz. Maide 44’e göre bütün yahudilerin Tevrat’la hüküm verdiğini görmüştük. Fakat İsra suresinin 55. ayetinde Davut AS’a Zebur verildiğini görüyoruz. Bu yüzden Tevrat ve Zebur’un ayrı kitaplar olduğu görüşü ortaya çıkmıştır. Halbuki Zebur arapçada metinden bir parça, kitap parçası (Bkz. Kehf 96 zuberel hadîd (demir parçaları)) anlamına gelmektedir. Dolayısıyla Maide 44’le birleştirirsek Tevrat’ın parçası olan bir metinden bahsedildiğini söyleyebiliriz.

Bu görüşü Şuara 196 ve Nahl 44’le destekleyebiliriz. Bu ayetlerde zübürler denilerek önceki kutsal metinlere atıf vardır. Al-i İmran suresinin 48. ayetinde İsa AS’a Tevrat ve İncil’in öğretileceğinden bahsedilir. Eger Zebur’da ayrı bir kitapsa İsa AS’a niye öğretilmediği muamması oluşur. Ama Zebur Tevrat’ın bir metni olduğu için burada bir çelişki yoktur.

Tevrat’ın Musa-İsa arası tüm vahiyleri kapsadığını ve Zebur’un da Tevrat’ın bir parçası olduğunu öğrendiğimize göre, diğer bir olgu olan Tasdik’e geçebiliriz. Burada Tasdik konusu kısaca ele alınacak. Daha detaylı bilgi için Kur’an’da Tasdik Kavramı yazısını okuyabilirsiniz. (Ayrıca bkz. Kur’an’da Nesih Kavramı)

“Kendinde olan âyetlerle öncekileri tasdik eden ve koruma altına alan bu kitabı, sana hak olarak indirdik….” (Maide 48)

“Ey Kutsal Kitab’ın bağlıları! Kitabın gizlediğiniz birçok bölümünü size açıklayan ve birçoğunu açıklamadan geçiveren elçimiz size geldi! Gerçekten size Allah’tan bir ışık ve apaçık bir kitap geldi.” (Maide 15)

Allah Kur’an’ın Maide 48, Al-i İmran 34 gibi ayetleriyle daha önceki kitapları tasdik ettiğini belirtir. Tasdik etmesi demek, önceki kitaplarda bulunanları doğrulaması demektir. Fakat biz yine Kur’an’dan, önceki kitaplarin tahrif edildiğini/değiştirildiğini biliyoruz. (Neml 76, Bakara 75, 211, Maide 15). Buradaki tahrif sadece metnin değiştirilmesi ya da metne ekleme yapılması değil, metnin yorumlanarak işlevinin değiştirilmesidir.

Bundan çıkaracağımız sonuç şudur: “Demek ki Kur’an; Tevrat ve İncil’de olanlardan da bahsetmektedir. Şayet Kur’an’ın anlattıkları ile eskilerin (Tevrat ve İncil) anlattıkları kesişiyorsa, o zaman bu iki anlatımın, Kur’an perspektifinde örtüştürülmesi gerekmektedir….

Kur’an, Tevrat ve İncil’in tahrif  edilen ya da değiştirilen bölumlerinden dolayı onlardaki hidayet edici vasfı tekrar inşa etmek icin inzal olmuştur (Nahl 64)…Peki biz, Tevrat’ta anlatılan tahrif edilmiş kıssalar ile Kur’an’ın tahrif ve tasdik olgusu arasındaki farkı nasıl ayırt edeceğiz?

Şayet Tevrat’taki anlatımlar Kur’an anlatımları ile çelişmiyorsa; anlatılanlar, Kur’an’ın tasdik olgusu alanında; eğer tevhidi açıdan farklı anlatımlar varsa, “tashih/düzeltme” olgusu alanında olduğunu kabul ederek.” (Cengiz Duman – Kur’an Perspektifinden Üç Kral İki Peygamber, Pınar Yayınları, 2013, Sayfa 177-178)

Bununla birlikte Tevrat ve İncil’de yer almayan Ad, Semud kavmi kıssalarının da arap toplumunun yaşadığı çevrede bilindiği için Kur’an’da yer aldığını belirtmekde fayda vardır. (Saffat 137138)

Kur’an’da ve Tevrat’da yer alan fakat Kur’an’da kısa ve öz biçimde yer alan kıssaların detaylı anlatımı Tevrat’dadır. Kısa ve öz biçimde anlatılan bazı Kur’an kıssalarının Tevrat’ı tasdik ettiğini ve mufassal açıklamasının da Tevrat’da olduğunu gösteren bir kıssayı şöyle örneklendirebiliriz:

“Musa’dan sonra İsrail oğullarının ileri gelenlerini görmeliydin. Peygamberlerine: “Başımıza bir komutan tayin et de, Allah yolunda savaşalım” dediler. O da: “Ya size savaş yazılır da savaşmazsanız?” dedi. Dediler ki: “Neyimiz kaldı ki, Allah yolunda savaşmayalım? Hem yurtlarımızdan çıkarılmış, hem çocuklarımızdan uzak bırakılmışız”. Savaşmaları üzerlerine yazılınca, kaçıverdiler; pek azı kaldı. Allah, o dönekleri bilir.

Peygamberleri onlara: “Size komutan olarak Allah, Talut’u tayin etti” dedi. “O bizim üzerimize nasıl komutan olabilir? Komutanlık ondan çok bizim hakkımızdır. Onun fazla bir malı da yok” dediler. Peygamber: “Onu sizin üzerinize Allah seçti. Ona bilgi ve vücut bakımından üstünlük verdi. Allah, yetkiyi dilediğine verir” dedi. Allah’ın imkanları geniştir, her şeyi bilir.

Peygamberleri onlara dedi ki: “Ona verilen yetkinin işareti, Sandığın size gelmesidir. Onda Rabbinizden bir huzur, Musa ve Harun ailelerinden hatıralar olacaktır. Onu melekler taşıyacaktır. Bu sizin için gerçek bir delil olacaktır. Eğer inanırsanız”. (Bakara 246248)”

Bakara suresinin 246248. ayetleri arasında Talut’un (Tevrat’taki adı Saul) kral seçilmesiyle ile ilgili bir kıssa yer alır. Talut’un peygamberliğinin simgesi olarak et tâbûtu (tabut, sandık)’dan bahsedilir. Burda bahsedilen tabut/sandık Ahit Sandığıdır. Ahit Sandığı Filistinliler ile yapılan savaşta kaybedilmiş (Tevrat I. Samuel, 4/1-11) ve daha sonra Ahit Sandığını elinde bulunduran kavimler çeşitli belaların vuku bulması üzerine sandığı geri yollamışlardır (Tevrat I. Samuel Bab 5/11-12, Bab 6/1), dolayısıyla Kur’an’ın Ahit Sandığının varlığını tasdik ettiğini ve Ahit Sandığının kaybedilişi ve Talut’un kral seçilmesi ile ilgili detayların Tevrat’da bulunabileceğini söyleyebiliriz (Bu yazıda belirtilen Tevrat ayetleri, yazıyı detaya boğmamak için, buraya dahil edilmemiştir. Dileyen internet üzerinden ayetleri okuyabilir).

Bir başka örnek de Süleyman AS için çalışan cinler hakkında verilebilir. “Cinler, Süleyman için … yapıyorlardı” (Sebe 13) ayetindeki cinlerin görmeyen/hissedilmeyen varlıklar olduğu şeklinde açıklamalar yapılırken, bu cinlerin, kelime anlamıyla yabancı manasına da gelir, kimler olduğunun tafsilatını ve yaptıkları heykel, çanak vb. inceliklerini Tevrat’dan öğrenebiliriz (Tevrat II. Tarihler 2/13-14, 17-18). Böylece Süleyman’ın emrinde çalışan cinler tasdik edilirken, tafsilatda elde edilmiş olur.

Kur’an’ın bu tür kıssaları kısa ve öz bildirmesinin bir diğer sebebi ise muhatap toplum tarafından detayları bilindiği içindir. Fakat bazı ana hatlarıyla bilinen ama tevhidi ve hidayet edici mesajların sapması sebebiyle yani tahrif edildiği için Kur’an tarafından düzeltilir. “Kur’an Tevrat’daki tahrif olgularının doğrularını beyan ederek muhatapların, Kur’an kıssası nezdinde doğrulara ulaşarak onun vermek istediği mesajı ve dersleri almasını sağlamaktadır.” (Cengiz Duman – Kur’an Perspektifinden Üç Kral İki Peygamber, Pınar Yayınları, 2013, Sayfa 91) Böylelikle hem Ûtü’l-Kitab’ı (Kendilerine Kitap Verilenleri) kitaplarındaki çelişkiler ya da yorumlarındaki hatalar hakkında düşünmeye sevk ederken, kendilerine Kur’an verilenlerden kıssalardan asıl çıkarılması gereken dersin çıkarılmasını istemektedir.

Kur’an’ın tasdik etmediği bilakis düzelttiği kıssalardan örnek vermek gerekecek olursa Davut AS ile ilgili anlatılanları örnek verebiliriz. II. Samuel, 11/2-17‘de Davud AS’ın zina ettiğini, haksız yere adam öldürttüğünü, ülkeyi keyfine göre idare ettiğini görüyoruz. Bütün yahudiler tarafından bilinen on emirin ikisini İsrailogullarının kralı olarak çiğneyen ve peygamber olduğu bildirilmeyen bir Davud profili çiziliyor Tevrat’ın bu bölümünde. Kur’an’da ise hep Allah’a yönelen, hikmet sahibi, konuşma yeteneği bulunan ve kuvvetli olan bir nebi olarak anlatılan Davud AS (Sad 1720), yine Tevrat’da Golyat (Kur’an’da Calut) ile olan cenginde gücünü Allah’a dayandıran ve tevhidi mesajlar veren, halkına doğruluk ve adalet sağlayan biri olarak görülüyor. (Tevrat I. Samuel, 17/36-37, II. Samuel, 8/15).

İlginç bir şekilde I. Krallar 11/3-6‘da bu defa Süleyman AS için şirk koştu denirken, babası Davut gibi rabbi izlemediginden yakınılıyor. Bu kıssalardan Tevrat’ın kendi arasında çeliştiğini, yani metninde bozulma olduğunu görüyoruz. Burada söylenmesi gereken Krallar kitabının, Süleyman AS’ın vefatından sonra yazıldığı ve hangi nebiye ait olduğunun bilinmediğidir. Bu da bu bölümün vahiy ürünü değil politik nedenlerden dolayı insan elinden çıktığını gösterir. Kur’an Bakara suresinin 102. ayetinde bu bölümü düzeltmekte, bu bölümü Tevrat’a ekleyenleri Şeytanlar olarak nitelemekte ve Süleyman’ın kafir olmadığını belirtmektedir. Kur’an ellerindeki kitapta vahiy ürünü olanı tasdik etmektedir.

Dolayısıyla Tevrat’ın içinde çelişki barındıran Davud AS ve Süleyman AS profili Kur’an tarafından düzeltiliyor. Davud AS’ın krallığa seçilmesi ve başa geçmesi sürecinde anlatılan diğer olumsuzluklar da Tevrat’ın çelişkilerine ve bozulan bölumlerine örnek olarak karşımıza çıkıyor.

Kur’an’a göre muvahhid bir hükümdar olan Talut (Saul) ve onun halifesi Davud hakkında krallıkla ilgili çekişme, suikast gibi hurafeler Tevrat’a sokuşturulmuştur. Dolayısıyla muharref hale gelen bu bölüm de Bakara 251 ile doğru raya oturtulmuştur.

Kur’an ve Tevrat’da yer alan Davud kıssaları arasında yapılacak bir kıyaslama, “Neden Kur’an’da Davud kıssasına yer verilmiştir?” sorusunun cevabıdır ayni zamanda.

Kur’an’ın tahrif dediği, yahudilerin yorumlama faaliyetleri sebebiyle kendi kitaplarında hükümlerini değiştirmelerinin örneğini de Kur’an’da görüyoruz (Bknz. Kur’an’da Tahrif Kavramı). Buradaki yorum faaliyetleri günümüzde Kur’an’ın da başına gelmiş ve gelmektedir. Ayetlere yanlış anlam vererek, rivayetler uydurarak tahrif çalışmaları yapanlar var. Yiyeceklerin helalliği konusunda Al-i İmran suresinin 93. ayeti, kısas konusunda Maide suresinin 4345. ayetleri tahrife örnekdir. Kelimelerin anlamlarını değiştirerek yaptıkları bir örneği Rabbimiz değiştirdikleri kelimelerle Nisa suresinin 46. ayetinde veriyor.

Sonuç olarak Yahudilerin “yanında olanı” Kur’an’ın tasdik ettiğini (Bakara 41, 89, Nisa 47), böylece onlardaki kıssaları da tasdik eden Kur’an’ın; Tevrat’ın bazı kısımlarının bozulmasından dolayı, o kısımları düzelttiğini, geriye kalan kıssa unsurlarındaki verilerin ise rahatlıkla Kur’an kıssalarının detaylandırılmasında kullanabileceğini söyleyebiliriz. Muhammed AS’ın da Kur’an inzal olurken, sürekli olarak Ûtü’l-Kitab’a (Kendilerine Kitap Verilenlere) sormaya yönlendirilmesinin sebeplerinden biri de budur.

“Hiç şüphesiz bu Kur’an, İsrailoğullarının üzerinde ihtilafa düştükleri bir çok konuya açıklık getirmektedir. (Neml 76 Ayrıca bkz. Nahl 64)”

“Sana indirdiğimizden şüphede isen, senden önce kitap okuyanlara sor…” (Yunus 94 Ayrıca bkz. Nahl 43, Enbiya 7)

Kur’an’ın Tevrat değilde “yanında olanı” tasdik ettiğini belirtmesi, Vahyin sadece Tevrat’ta değil örneğin Talmud’da da yer almasıyla alakalıdır. Mâide sûresi 32. ayette geçen “Kim bir insanı öldürmüşse tüm insanlığı öldürmüş gibidir” ifadesinin aynısı Talmud’un Midrash Sanhedrin 4:5 bölümünde geçmektedir. Eski Ahit’in kitaplaştırılmasında içerisine alınmayan bazı vahiyler başka kaynaklarda karşımıza çıkmaktadır.

Ayrıca bu konu “Kur’an’ı tertilen oku (Müzemmil 4)” ayetini anlamamız açısından önem arz etmektedir bence.

Kur’an apaçık (Neml 1, Bakara 99) ve çelişkisiz (Nisa 82, Bakara 2) bir kitaptır. Fakat Kur’an’ın tam anlamıyla anlaşılması için metni okuyup geçmek yeterli değildir. Üzerinde düşünmeli, ayetlerin ayetleri açıklaması (Hud 1, Al-i İmran 7, Zümer 23, Fussilet 3) metoduyla ayetler arası bağlantı kurulmalı ve açıklamalar böyle elde edilmelidir (Bkz. Kur’an’ı Anlama-Okuma Usulü).

Ayrıca Allah Kur’an’da yarattıklarını da ayet olarak nitelendirdiği için, kendisinin bilime, araştırmaya sevkeden (Al-i İmran 191, Tarık 3Gök ve yer bilimleri, Gaşiye 17, Nahl 66, Ankebut 41Zooloji, Gaşiye 19Orojeni, Gaşiye 20Jeoloji, Rum 9Arkeoloji,  Tarık 5Anatomi, Ankebut 20Paleontoloji, Enbiya 30-Kozmogoni, Enam 99-Botanik) ve araştırma sonucu daha iyi anlaşılan ayetler vardır (Bkz. Kur’an ve Olağanüstülükleri ve Meryem A.S. nasıl hamile kaldı?). Kur’an tasdik ve tahribat nedeniyle, nasıl bilime yönelik araştırma talep ediyorsa, önceki kitapların araştırılmasını da istemektedir (Yunus 94, Nahl 43, Enbiya 7). Bu yüzden akletme-sorgulama (Sad 29, Zümer 9, Âl-i İmrân 190191) emri veren Kur’an’ı anlamak için, uydurma rivayetlerden, tarikatlardan, şeyhlerden, mehdilerden sıyrılmalı ve aklımızı kullanarak Kur’an’a sarılmalıyız ve Allah’in istediği şekilde Kur’an’ı anlamaya çalışmalıyız.

Bu yazı hazırlanırken Cengiz Duman’ın 3 Kral 2 Peygamber isimli kitabından, Süleymaniye Vakfı çalışanlarından Vedat Yılmaz’ın konuşmalarından ve Mehtap Gözükan’ın bir yazısından istifade edilmiştir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s