Kur’an’ı Okuma-Anlama Usulü

metod

Kur’an’ın Allah tarafından indirildiğini anlamamazı sağlayan faktörlerden biri de Kur’an’ın içindeki metotdur. (Diğerleri için bkz. Kur’an ve Olağanüstülükleri ve “De ki “Ne dersiniz?! Ya O Allah Katındansa!..”) Kur’an Allah tarafından indirildiği için doğal olarak iddialı bir kitaptır. Allah defalarca Kur’an’ın kendi katından indirildiğini ve Kur’an’ın benzerini getirin (İsra 88), benzer on sure getirin (Hud 13), benzer bir sure getirin (Bkz. Kur’an’da Sure Kavramı) diye de meydan okuyor:

“Bu Kur’an, başkası tarafından uydurulup Allah’a mal edilmiş değildir. Aksine önceki kitapları (kendinde olanla) doğrulayan, o kitapları açıklayan, içinde şüpheye yer olmayan ve bütün varlıkların sahibi tarafından indirilmiş olan kitaptır. Yoksa onu o (Muhammed) uydurdu mu diyorlar? De ki: “Allah ile aranıza koyduklarınızdan çağırabileceğiniz herkesi çağırın da onun dengi bir sure getirin. Samimiyseniz yaparsınız” Aslında onlar, Kur’an’daki ilmi anlamadan, (ayetler arası) iç bağlamı henüz ortaya çıkmadan yalana sarıldılar. Onlardan öncekiler de böyle yalana sarılmışlardı. Yanlışlar içindekilerin sonunun nasıl olduğunu bir düşün.” (Yunus 3739 Ayrıca bkz. İsra 88, Bakara 23)

Tur suresinin 34. ayetinde meydan okuma sureden hadise (söz) düşüyor. Peki ama Kur’an’ın metninde onu benzersiz kılan nedir?

Üstteki Yunus suresinin 39. ayetinde Allah kavranamayan bir ilimden ve ayetlerin bağlamından bahsetmektedir ve (Bkz. Kur’an’da İlim Kavramı ve Kur’an’da Tevil Kavramı) bu ilim ve bağlam ortaya çıkmadan öncekilerin de yalana sarıldıklarını öğreniyoruz. O halde sadece Kur’an değil diğer tüm vahiyler de belli bir ilme ve belli bağlantılara göre indirilmiştir. Bu ilmi kendi kitabından bilen ve kendisinden sonra gelecek resule tabi olma gibi ağır bir yükü üstlenen Ehli Kitap (Al-i İmran 81), resul olduğunu iddia eden kişinin getirdiği vahyi inceleyip, bu ilim sayesinde kendilerinden sonra gelen kitabın, kendi kitaplarını tasdik edip etmediğini anlayabilmektedir (Bkz. Kur’an’da Tasdik Kavramı).

“Kitab’ı sana O indirmiştir. Ayetlerin bir kısmı muhkemdir (hüküm bildiren, kısa ve öz ayet); onlar Kitab’ın (Bir konunun anlam kümesinin) ana ayetleridir. Diğerleri müteşabih (muhkeme benzer, konuyu detaylandıran) olanlardır. Kalplerinde eğrilik olanlar, istedikleri te’vili (bağlantıyı) kurup istedikleri fitneyi çıkarmak için Kitap’tan, kendi eğrilikleriyle benzeşene uyarlar. Oysa onun te’vilini (bağlamını) sadece Allah oluşturur. Bu ilimde (metodda) sağlam duruş gösterenler şöyle derler: “Biz, bu ilme (metoda) inandık, hepsi (muhkem de müteşabih de tevil de) Rabbimiz katındadır.” Zikre (doğru bilgiye) sadece dik duruşlu olanlar ulaşabilirler.” (Al-i İmran 7 Ayrıca bkz. (Hud 12)

Bu ayetde ilahi kitaplardaki ilmin okuma ve anlama metodu olduğunu görüyoruz. Bir konunun tafsilatı için bir ayet muhkem olarak alınır ve müteşabihlere doğru ilerlenir. Böylece bağlantı kurularak konu detaylandırılmış olur. Böyle bir kurguyu ise sadece Allah oluşturabilir. Bu metodu ayağı sağlam yere basanlar anlayabilir ve böylece zikre (Bkz. Kur’an’da Zikir Kavramı) ulaşırlar.

Zümer suresinin 23. ayetinde “Allah sözün en güzelini müteşabih ve mesani bir kitap olarak indirmiştir” diye buyruluyor. Mesani ikişer ikişer anlamına gelir. Müteşabih olan yani karşılıklı olarak birbirine benzeyen ayetler kendi aralarında ikili bir sistem oluştururlar. Muhkem ve onu açıklayan müteşabih ayet, iki ayet eder. Bazı konularda bu ayetler dört, altı, sekiz… şeklinde uzar gider. Bu ayetleri bulup ortaya çıkaranlar, o konuda en ince ayrıntıya ulaşabilirler. Bir diğer görüşe göre mesaniden kasıt, anlatılan konunun zıttıyla beraber anlatılmasıdır. Eğer bir ayet grubunda cennetten bahsediliyorsa önünde veya sonunda cehennem de anlatılır. Bu örnek hak-batıl, mümin-kafir şeklinde çoğaltılabilir.

Ayetlerin tevili yani bağlamı (Bkz. Kur’an’da Tevil Kavramı) metodun uygulanmasında çok önemlidir. Muhkem ve müteşabih ayetleri birbiriyle bağlamak için konuyla ilgi tüm ayetleri biraraya getirmek gerekir. Bu yüzden Taha suresinin 114. ayetinde “Kur’an’ın sana vahyedilmesi tamamlanmadan hüküm vermede acele etme “diye emredilmektedir. Bir konuyla ilgili tüm ayetler biraraya getirilmeden ya da alakasız ayetler biraraya getirilirse tevil yine gerçekleşmiş olur fakat böylece yanlış bir bağlantı kurulmuş olur.

Ayetde bahsedilen Kur’an kelimesiyle kastedilenin Kur’an-ı Kerim olmaması gerekir. Öyle olsa 23 yılda tamamlanan vahyin iniş sürecinde nebi hiç bir karar veremez, hiç bir hikmet (Bkz. Kur’an’da Hikmet Kavramı) çıkaramaz demek olur bu.

Kök anlamı toplama olan karaa’nın mastarı kur veya kar’dan türemiş olan Kur’an kelimesi bütünlük ve küme anlamında isim olarak da kullanılır. Nasıl her salat kelimesini namaz olarak çevirmemiz yanlışsa her Kur’an kelimesini Kur’an-ı Kerim olarak anlamak yanlıştır.

İsra suresinin 78. ayetinde geçen kur’ânel kelimesi genelde Kuran-ı Kerim olarak tercüme edilir ve ayetin son cümlesi sabah kılınan namazın-okunan Kuran’ın melekler tarafından gözetildiği ya da sabah okunan Kuran’ın algı açık olduğu için daha iyi anlaşıldığı vs. şeklinde yorum katılarak çevrilmiştir. Halbuki ayetin köküne inince ve Bakara 187‘deki fecr vaktinin açıklanmasıyla birlikte düşünülecek olursa, fecr vaktindeki kızıllaşmanın “bir araya gelmesi-toplanması” gözle görülür (toplanmasına şahit olunur) şeklinde çevrilebilir.

İsra suresinin 106. ayetinde de kur’ânen faraknâhu ile “kuranın” kümeler-kısımlar halinde ayrıldığı, yani ayet kümeleri olarak indiği belirtiliyor. Kümeler halinde ayrılması sebebiyle Taha suresinin 113. ve Fussilet suresinin 3. ayetlerinde de Arapça Kur’anlar (kur’ânen arabiyyen) şeklinde çoğul olarak anlaşılabilir. İsra suresinin 106. ayetinin devamında bunların (ayet kümelerinin) üzerinde dura dura, zamana yayarak (alâ muksin) kıraat edilmesinden bahsediliyor. Bu da kümeleri oluşturan ayetlerin aynı anda indirilmediğini gösterir.

Nitekim Kur’an’ın bir çok ayetinde “Sana soruyorlar, şöyle cevap ver” denildiğini görüyoruz. Bundan anlamamız gereken şudur. Muhammed A.S.’a bir konu hakkında soru geldiği zaman hemen cevap vermediği, konuyla ilgili ayet olmadığı ya da ayet kümesinin sonlandırılmadığı anlaşılmalıdır. Yani vahiy peyderpey inmiş, sahabeler inen ayetleri anlamaya ve daha önce inen ayetlerle ilişkilendirmeye çalışmıştır (Muhkem-Müteşabih-Tevil). Taha suresinin 114. ayetini bu bağlamda düşünmeliyiz. Bir konu hakkındaki tüm ayet kümelerinin inip inmediğini bilemeyeceğinden “Kur’an ile hüküm vermede acele etme” diye buyruluyor, yani günümüzde tek ayet okuyup “hikmeti elde ettim, yeter” diye düşünüp acele etmemeliyiz (Bkz. Kur’an’da Kur’an Kavramı).

Örnek vermek gerekecek olursak, müslümanların kendileri, gayrımüslimler ve ateistler tarafından sıkça kullanılan Tevbe suresinin 5. ayetini verebiliriz. Ayetde “onları bulduğunuz yerde öldürün” diye belirtildiği için, bazı müslümanlar gayrımüslimleri öldürmenin Allah’ın bir emri olduğunu sanıyor. Gayrımüslim ve ateistlerde sadece bu ayete odaklandıkları için ve bazı müslümanların hareketleri yüzünden islamı şiddet yanlısı bir din olarak lanse etmeye çalışıyorlar (Bkz. Kur’an’da Savaş ve Din Adın Öldürme). Halbuki müslümanlar yukarıdaki anlatılan metodu ve uygulamasını bilip, tatbik etse, Al-i İmran suresinin 7. ayetinde belirtilen fitne ortaya çıkmamış olacak ve dünyamız belki de daha huzurlu bir yer olacak:

…Eğer siz Allah’ın emirlerini yerine getirmezseniz, yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesat olur. (Enfal 73)

İndirilen ayetler arasında anlam kümeleri oluşturmak ne kadar önemliyse, Allah’ın yarattığı ve indirdiği ayetler arasında bağlantıyı oluşturabilmek de Kur’an’ı anlama ve Allah’tan geldiğine inanma açısından oldukça önemlidir. Allah’ın yarattığı ve indirdiği ayetler, ikiside Allah katından geldiği için birbirleriyle uyumludur.

“Biz onlara âyetlerimizi, hem çevrelerinde hem de kendi içlerinde göstereceğiz; sonunda onun gerçek olduğu onlar açısından iyice anlaşılacaktır.” (Fussilet 53)

Allah Kur’an’da yarattığı bazı ayetleri (Bkz. Allah’ın Yarattığı ayetler) belirtmiş ve indirildiği dönemde kimsenin bilemeyeceği bilimsel detaylarla, Kur’an’ın kendi katından olduğunu gözler önüne sermiştir (Bkz. Kur’an ve Olağanüstülükleri).

Kur’an tasdik ve tahribat nedeniyle, nasıl bilime yönelik araştırma talep ediyorsa, önceki kitapların araştırılmasını da istemektedir (Yunus 94, Nahl 43, Enbiya 7). Böylelikle Kur’an ve diğer kitaplar arasında da anlam kümeleri oluşturulabilir. Tevrat’ı tasdik eden, böylece ondaki kıssaları da tasdik eden Kur’an’ın; Tevrat’ın bazı kısımlarının tahrif edilmesinden dolayı, o kısımları düzelttiğini, geriye kalan kıssa unsurlarındaki verilerin ise rahatlıkla Kur’an kıssalarının detaylandırılmasında kullanabileceğini söyleyebiliriz. Muhammed AS’ın da Kur’an inzal olurken, sürekli olarak Ehli Kitaba sormaya yönlendirilmesinin sebeplerinden biri de budur (Bkz Bir müslümanın Tevrat’a/İncil’e bakış açısı nasıl olmalıdır?).

Kaynakça:
Erdem Uygan ve Dr. Fatih Orum’un beraber sundukları KÖK (Kur’an’ın Öğrettiği Kavramlar) programları
Kitap ve Hikmet dergisi, sayı 12, Kur’an’da Kitap, Kur’an, Hikmet ve Furkan Kavramları, Abdülaziz Bayındır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s