Hadis bakımından Allah’tan daha doğru kim vardır? (Nisa 87)

nisa_suresi_87

Günümüz islam aleminin en büyük problemlerinden biri, Muhammed Nebinin vefatından yaklaşık 200 yıl sonra ortaya çıkan hadis ve rivayet kültürüdür. Uydurmalar ve yanlış anlamalar ile Allah’ın indirdiği saf ve katıksız din, çorba haline gelmiştir.

Kuran genelinde anlatılan çoğu peygamber kıssasında, inanmayanların umumiyetle “o da bizim gibi bir insan” diye Allah’ın elçilerini küçümsediklerini görüyoruz. Ayrıca “bir mucize gerçekleştir“, “tehdit ettiğin gazabı getir” gibi söylemlerle karşılaşan bu elçiler, kendilerinin sadece beşer bir Nebi olduğunu ve üstün özellikler taşımadıklarını belirtmişler ve sadece Allah yoluna çağırmışlardır. Yani kendilerine bir nevi süpermen olarak bakılmaması gerektiğini en başından itibaren belirtmişlerdir.

Şahsen bir konuyu araştıracağım vakit, önce cevabını Kur’an’da bulmaya gayret ediyorum. Şimdiye kadar Kur’an’da cevabını bulamadığım bir soru olmadı çok şükür. Sürekli akletmeyi ve sorgulamayı öğreten Kur’an’da hiç bir eksik bulunmamaktadır (Enam 38, Nahl 89, Zümer 27, Kamer 17, 22, 32, 40, Ayrıca akletmek ilgili ayetler Sad 29, Zümer 9, Âl-i İmrân 190191). Hal böyleyken aklım ve mantığım hadisleri kaynak olarak kullanmaya karşı çıkıyor ya da mesafeli yaklaşmayı uygun buluyor. Bunun bir çok sebebi var:

– Hadis olarak günümüze ulaşan söz ve rivayetlerin Muhammed A.S. ölümünden 200 yıl sonra kadar yayınlanmaya başladığını ve içlerinde birbiriyle çelişen hadisler olduğunu biliyoruz. Bu yüzden bugün karşımıza çıkan bütün hadislerin gerçekten Muhammed Nebi tarafından söylenip söylenmediğini bilemeyiz. O halde Yunus Suresinin 36. ayetinde dendiği gibi zanna göre hareket etmemeliyiz: “Onların çoğu, zandan başka bir şeye uymaz. Şüphesiz zan, haktan hiçbir şeyin yerini tutmaz. Allah, onların yapmakta olduklarını çok iyi bilendir.

– Hadis ve rivayet olarak günümüze ulaşan söz ve olayların hangi şartlar altında ne zaman söylendiğinden-gerçekleştiğinden emin olamayız. Mekke’de mi, Medine’de mi söylenmiş, Nebi siyasi lider olarak mı karar almış, kişisel zevkinimi belirtmiş, Ehli kitaba göre mi yoksa Kur’an’dan inen ayetlere göre mi hüküm vermiş? Örneğin Muhammed Nebi recm kararı verdiyse, ki verip vermediğini kesin olarak söyleyemeyiz, bunu nesih gerçekleşmeden vermiş olmalıdır. (Bkz. Nesih)

– Hadisleri toplayan ve yazan yazarların ve hadisleri nakleden kişilerin ekleme, çıkarma yapıp yapmadığından emin olamayız. Nitekim Veda Hutbesinde Nebimizi binlerce kişi dinlemesine rağmen Veda Hutbesinin bile bir çok değişik versiyonu vardır.

– Nebiler de insan olduğu için hata yapabilirler (Bkz. Nebiler hata yapar mı?) Hata yaptığı bir konunun günümüze kadar gelmesi, o hadisle amel işleyenlerin de hata yaptığını gösterir. Örneğin Erike hadisi denilen Hadis ya uydurmadır ya da Nebi muhtemelen hatalıdır.

– Sayısı binlerce olan hadisler günümüze ulaşmasaydı yaşantımızda-dinimizde-imanımızda bir eksiklik olur muydu düşünmeliyiz. Eğer böyle olduğunu düşünüyorsak, Kur’an’da hiç bir şeyi eksik bırakmadık ve dininizi kemaline erdirdim (Maide 3) diyen Allah’a hakaret etmiş oluruz.

Süleymaniye Vakfı’ndan Abdülaziz Bayındır bütün hadisleri toptan reddedenin dinden çıkacağını çünkü içlerinde doğru hadisler olduğunu ve bu hadislerde Kur’an’dan hikmetler bulunduğunu belirtiyor. Hadisler günümüze ulaşmasaydı bir eksiklik olacağını düşünüp düşünmediğini sormak isterdim ki, hadisleri dinden çıkıp çıkmamayı bile etkileyecek bir iman ölçütü olarak görüyor ne yazık ki. Halbuki Kur’an’dan hikmeti sadece nebiler değil Ululelbab’da çıkarabilir. O halde kimin ululelbab olduğunu ve onların çıkardığı hikmetlerden de sorumlu olmalıyız bu mantığa göre. Ayrıca Abdülaziz hoca bir ekip kurulmasını ve hadislerin iyi araştırılması gerektiğini belirtiyor. Ekip kurulana kadar ne yapacağız peki?

Hadisleri tümden reddetmiyorum fakat Nebi’nin emin olmadığımız söylem ve uygulamalarından ötürü (Bkz. Nebi Resul ayrımı) imtihana tabi tutulacağımız düşüncesini reddediyorum. Örneğin dövmenin haram olduğunu söyleyen hadisle Kur’an arasında bir bağlantı kuramıyorum. Müslüman olarak ilk yapmam gereken Kur’an’ı okuyup, anlayıp, uygulamaktır. Herkes anlayabildiği kadardan yükümlüdür.

Nitekim Kıyamet Günü Resul Muhammed (Nebi değil) Kur’an’dan uzaklaştığımız, Kur’an’dan hikmet çıkartmadığımız, Kur’an’ı hayatımıza yansıtmadığımız için bizi şikayet edecek (Furkan 30). Ayrıca Kur’an inerken Nebimize şüphe içinde olduğu zaman İsa veya Musa A.S. hadislerine değil kitaba başvurması söyleniyor (Yunus 94), önceki Nebi’nin uygulamaları ve sözleri bu kadar önemli olsa, bu Kur’an’da belirtilir ve Muhammed A.S.’da söz ve uygulamalarının aktarılması için her şeyi yapardı.

Bir çok hadis ve rivayetin içinde hepsinin uydurma ve yalan olduğunuda iddia edemeyiz elbette. Fakat gözardı edilmemesi gereken bir konuda Kur’an’da yer alan evrensel hükümlerin Muhammed Nebi tarafından dönemsel uygulanmış olduğudur. Tebliğ, cihat, zekat, infak gibi konularda yaptığı uygulamalar dönemin şartlarına göredir. Örneğin Zekat konusundaki ulaşan bir hadis o günün şartları düşünülerek söylenmiş ve uygulanmış olabilir.

Bir de hadis ve rivayetlerin içinde aslında bizi ilgilendirmemesi gereken, kişisel zevk ve dönemin geleneksel uygulamaları ile ilgili olanlarıda vardır. Örneğin Nebinin kabak yemeği sevmesinin bize ne faydası veya zararı olabilir? Muhammed A.S. sakallıydı diye sakal bırakmanın ya da sakalını kesmenin cezaya çarptırılmasının akla ve mantığa sığan bir açıklaması olabilir mi? Ki müşrikler de muhtemelen sakallıydı.

Allah her topluma elçi göndermiştir (Nahl 36) çünkü elçi gönderilmeyen bir toplum hesaba çekilip cezalandırılamaz (Kasas 59, Hicr 4, Yunus 47) Peki Muhammed A.S. söz gelimi İskoçya’da yaşasaydı ve tebliğde bulunsaydı, biz de ona sevgimizi göstermek için geleneksel bir giyim biçimi olan etek mi giyecektik?

Hadislerin içinde elbette Kur’an’a uygun olanlar vardır ve bazıları gerçekten Muhammed A.S. tarafından söylenmiş olabilir. Hadisleri incelemek, Kur’an süzgecinden geçirmek isteyen, bunu uygulayabilir. Ama ayetleri Allah tarafından açıklanmış kitap varken, temel olarak hikmeti orada aramalıyız.

Doğruluğuna inandığım hadis ve rivayetler için de bir örnek vermek istiyorum: Kur’an önceki vahiyleri tasdik eden bir kitaptır. Tasdik, ısr gibi mevzuular muhteşem bir şekilde Resulullah`ın Yahudi ve Hıristiyanlara yazdığı davet mektuplarında da dile getirilmiş. Allah`ın son nebisi Ehli Kitaba bekledikleri nebinin geldiğini ve sırtlarındaki ısr yükünün kaldırıldığını belirtiyor mektuplarında. Hicretin ilk yıllarında Hayber Yahudilerine yazdığı mektuba Fetih suresinin 29. ayetini ekleyerek, bu ayetin kitaplarında olması gerektiğini belirtiyor. Fetih suresinin bu ayetinde yer alan filizlenme örneği bugünkü ehli kitap nüshalarında bile bulunmakta (Bkz. Matta 13\31-32, Markus 4\26-32, Luka 8\4 15).

Son olarak yoğurdu (hadisleri) üfleyerek yememezi ve Kur’an’da hadis kelimesinin kullanılarak indirilen aşağıdaki ayetlerin okunmasının faydalı olacağını düşündüğümü belirtmek isterim:

İşte bunlar, Allah’ın ayetleridir ki, onları sana hak olarak okuyoruz. Hal böyle iken Allah’tan ve onun ayetlerinden sonra hangi hadise (söze) inanıyorlar?” (Casiye 6)
Artık bundan sonra hangi hadise/söze iman edecekler?” (Mürselat 50)
Allah sözün en güzelini (en güzel hadisi) birbiriyle uyumlu/ahenkli bir kitap olarak indirmiştir…” (Zümer 23)
İnsanlardan öyleleri vardır ki, Allah yolundan bilgisizce saptırmak ve o yolu oyalanma aracı yapmak için hadis eğlencesi satın alırlar. İşte böylelerine rezil edici bir azap vardır.” (Lokman 6)