Allah’ın çizdiği sınırlar ve oruç

bakara_suresi_187-allah-insanlara-zararlardan-sakinip-korunmalari-icin-ayetlerini-aciklar

Allah Kur’an’da emir, yasak ve tavsiyelerini bildirirken dört konuyla ilgili Hudûdullâh kelimesini kullanıyor. Hudud kelimesi türkçemizde de kullanılan ve sınır anlamına gelen bir kelime. Hudûdullâh kelimesine Allah’ın çizdiği sınırlar manası verilebilir.

Bu kelime oruç ibadeti (Bakara 183187), boşanma (Talak 1, Bakara 229230), zıhar (Mücadele 4) ve miras (Nisa 1214) konularının anlatıldığı yerlerde kullanılıyor. Ayrıca Tevbe suresinin 97. ayetinde “Allah’ın Rasul’üne indirdiği sınırları tanımamaya yatkın olanlardan” bahsedilir. Aynı surenin 112. ayetinde ise “Allah’ın çizdiği sınırları koruyanlar (vel hâfizûne li hudûdillâh)” tabiri geçer. Bu ayetde Allah’ın çizdiği sınırları koruyanlarla birlikte anılan “Tövbe edenler, kulluk edenler, hamd edenler, seyahat edenler, ruku edenler, secde edenler, iyi olanı önerip, kötülüğe engel olanlar” için Allah’ın çizdiği sınırları koruyanlar bunlardır diyebiliriz.

Şimdi oruç ibadeti ile ilgili ayetleri inceleyip, bu konuda Allah’ın çizdiği sınırlara uyup uymadığımıza bir bakalım:

Öncelikle oruç ile ilgili ayetlerin ilki olan Bakara suresinin 183. ayetinin iman edenlere hitaben başladığını hatırlayalım. Tüm ibadetlerde olduğu gibi en temel gereksinim imandır. Allah’a ve Allah’dan başka ilah olmadığına, ahirete, meleklere, kitaplara (indirilen vahye), peygamberlere inanmayan bir kişi iman etmiş sayılmaz (Nisa 136, Bakara 177, Nahl 51, Nisa 116).

Tabiri caizse daha ayetin başında dakika 1 gol 1 oluyor. Zira hangi sebepten dolayı olursa olsun oruç tutmak istemeyen kişilere, bilhassa aile üyelerine, zorlu oruç tutturulduğuna şahit oluyoruz. Bu zorla oruç tutturulanların çoğunun çocuk ya da ergen olduğunu düşünelim. Kalbine iman yerleşmemiş bu kişiye istemediği bir şeyi yaptırmak şüphesiz onun imanını arttırmayacaktır. Ayrıca dinde zorlama olmayacağını (Bakara 256) ve her kişinin kendi yaptığından mesul olduğunu da unutmamak gerekir (Enam 164, Necm 39, İsra 15, Fatır 18, Zümer 7, Tur 21, Bakara 134141). Dolayısıyla iman ettiğinden emin olan ve Allah’ın emrine kendi iradesiyle uymak isteyenler oruç tutmalıdır ve bu konuda baskı yapmamak gerekir.

Bakara suresinin 183. ayetinin devamında orucun farz olmasının amacının iman edenlerin takvaya ermesinin umulması olduğunu görüyoruz. Sporsever hocalarımızın sık olarak kullandığı gibi, Ramazan ayını bir turnuvaya hazırlanmak için yapılan kamp dönemine benzetebiliriz. Bu ayın içerisinde dilimize, elimize, belimize hakim olup, oruç tutarken kendimizi de tutmalı ve takva sahibi bir müslüman olmayı hedeflemeliyiz. Ramazan bittikten sonra da bıraktığımız kötü davranış ve alışkanlıklarımızı tekrar başlamazsak bu kamp dönemini başarıyla bitirmiş oluruz (Bkz. Kur’an’da Takva kavramı).

Bir sonraki ayetde kimin oruç tutamayacağı açıklandıktan sonra oruca güç yetirenlerin fidye (fitre) verilmesinden bahsediliyor. Bu ayetin açıklaması olarak oruca güç yetiremeyenler denilerek, oruç tutmamak ve orucun yerine başka bir şey koyarak yine Allah’ın çizdiği sınır ihlal ediliyor. Halbuki ayetin sonunda denildiği gibi oruç tutmak daha hayırlıdır ve 185. ayetde yine belirtildiği gibi tutamadığımız günler için başka günlerde oruç tutmamız gerekiyor.

187. ayetde yine Allah’ın çizdiği sınırın ihlal edildiğini görüyoruz. Orucun başlangıç vakti olarak “şafağın kara çizgisi ak çizgisinden, sizce, tam seçilinceye kadar yiyin için” denirken maalesef Diyanet İşleri Başkanlığının imsakiyelerinde gecenin karanlığında oruca başlatıldığını görüyoruz. Bu konuda Süleymaniye Vakfı’nın videosuna buradan bakabilirsiniz.

Ramazan ve oruç ile ilgili tüm bilgilerin verildiği Bakara suresinin 183187. ayetlerinin arasında konuyla ilgisi gözükmeyen ve atladığımız 186. ayete bakalım:

Kullarım sana beni sorduklarında de ki ben çok yakınım; bana dua ettiğinde, dua edenin isteğine karşılık veririm. O halde, benim davetime uysunlar ve bana güvensinler ki doğru yolu bulabilsinler.

Ayetin en çarpıcı bölümü bence Allah’ın her kuluna çok yakın olduğunu belirtmesi. Ayrıca Kaf suresinin 16. ayetinden Allah’ın bize şah damarımızdan daha yakın olduğunu biliyoruz. Bizi yaratan, bize bu kadar yakın olan yaratıcımızın bizden istediklerini uygulamaz ya da yanlış uygularsak sadece kendimizi kandırırız. Ayetin devamında Allah’ın isteklerimize cevap verdiğini ve O’na güvenebileceğimizi anlıyoruz. Biz ise ona güvenmiyor, hocaların, alimlerin sözlerine inanıyor, belki de böylece farkında olmadan müşrik oluyoruz.

Toparlayacak olursak, Ramazan’da yaptığımız başlıca yanlışlar şunlar:

  • Hiç kimseye zorla oruç tutturulamaz.
  • Oruç tutamayanlar fakirlere fidye vererek bu görevden kaçamaz. Tutmayacaksa da bu kişisel tercihidir.
  • Orucun başlangıç ve bitiş vakitlerinin ayetde “bizce” belirlenebilmesinden bahsedildiği için başka kişi ve ya kurumlara körü körüne güvenmek yerine uygun hava şartlarında gözlem yapmalıyız.
  • Orucunu bozmak zorunda kalan kişi için 60 gün oruç tutma gibi bir emir yoktur. Kur’an’da 60 gün oruç tutma, bir mümini öldürmeyle ve zıharla ilgilidir (Nisa 92, Mücadele 4)
  • Oruç tutanların tutmayanları taciz etmesi, dövmesi vs. asla kabul edilemez. Oruç tutmamız bize başkalarına hükmetme görevi vermez. Rabbimiz “Sabrediniz ve birbirinizle sabırda yarışınız” (Al-i İmran 200)  ve “İyilikte yarışın” (Bakara 148, Maide 48, Müminun 61, Al-i İmran 114) diye emrederken biz, hem de Allah’ın emrettiği bir ibadeti yerine getirirken, zorbalık yapıyoruz. Unutmayalım ki oruç tutarak takva sahibi olmamız amaçlanırken, takva sahiplerinin özelliklerinden biri de öfkelerini yenebilmeleri ve hoşgörülü olmalarıdır (Al-i İmran 134). Ayrıca sadece orucu değil kendimizi de tutmalı ve başka inançlara da saygılı olmalıyız (Enam 108). Oruç tutmayana saldıran biri, Muhammed A.S. başta olmak üzere diğer bütün nebilerin kafirlerin arasında ibadetlerini yerine getirdiğini ve kendilerine eziyet eden, alay eden bu kişilerle kavga ettiğini düşünmüyordur umarım (Bkz. Dinimizle alay edenlere takınacağımız tavır)
  • Takvaya ulaşmamız için emredilen bir ibadeti çirkinliklerimize bahane olarak kullanmamalıyız. “Oruç başıma vurdu”, “Açlıktan sinirlendim”, “Karşımda yemek yedi” gibi söylemlerle başkalarına bağırmak (“…sesini alçalt! Unutma ki, seslerin en çirkini eşek sesidir. Lokman 19“), hayvanlara zarar vermek, kırmak, parçalamak bize imanımızın yeterli olup olmadığını sorgulatmalıdır. Allah’a güvenip, takvaya ermek maksadıyla, bizim için hayırlı olan bir eylemi gerçekleştirirken etrafımıza zarar veriyorsak, imanımız sahte ya da bilinçsiz olabilir. Ramazan ayının takvaya ulaşmak için bir kamp dönemi olduğunu düşünecek olursak, takva sahiplerini Kur’an ve Allah nasıl tanımlıyor, onu özümsemeliyiz. Ramazan ayında dilimize, elimize, belimize hakim olup takvaya ulaşabilirsek, ramazan sonrası da kötü alışkanlıklarımıza devam etmeyiz.

Öyleyse Allah’ın çizdiği sınırları ihlal etmeyelim, takvaya ermeye çalışalım, sadece Allah’a güvenelim ve Allah’ın bize yakın olduğu gibi biz de ona yakınlaşalım.